cCc
  Yalvacın Tarihcesi
 
Tarihçesi

Yalvaç, Türklerin Anadolu’yu fethinden önce Hititler, Makedonyalılar, Frigyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslıların idaresinde kalmıştır.

Tarih öncesi devirlerden başlayarak Yalvaç, tarihi kayıt ve belgelere göre İsa’dan sonra 60-75 yıllarında şehir niteliğinde olup yapılan araştırmalarda Roma döneminde önemli bir şehirdir. İsa’nın havarilerinden Paul’un buraya gelmesi ile Yalvaç dini bir merkez durumuna da gelmiştir ve dinsel günlerde burası bir ziyaretgahı olmuştur.Roma döneminde Yalvaç Pisidia bölgesine başkentlik yapmıştır ve adı Pisidia Antiokheia olarak geçer.

Türklerle yapılan savaşlar sonucunda Doğu Roma toprakları içinde bulunan Yalvaç Türkler’in eline geçmiş ve kentin adı, Oğuz Türkleri’nin Kayı Boyu’nun Salur ve Eymür kolları yerleşmiş ve bu kollardan biri olan Yalvaç bey’den ötürü de YALVAÇ olarak değişmiştir. Yalvaç kelime manası bakımında “Resul, Peygamber, yol gösterici” anlamına gelmektedir. Osmanlı İmparatorluğu Sultanlarından 1.Murat’ın oğlu Yıldırım Beyazıt’ın Hamitoğulları’ndan satın almasıyla Yalvaç ve yöresi Osmanlı idaresine geçmiştir.

Yalvaç bu tarihten sonra Isparta ve çevresi ile birlikte Hamit sancağı adı ile Konya’ya sonradan Isparta sancağı vasıtasıyla Bursa’ya ilçe haline geldikten sonra tekrar Konya’ya bağlanmıştır.Yalvaçta belediye teşkilatı ise l864 yılında kurulmuştur. Osmanlı idaresinde bulunduğu Süre içinde Yalvaç’ın tarihi gelişimi ile ilgili araştırmalar henüz tamamlanmamıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Isparta’ya bağlanmış olan Yalvaç, bu yıllarda kültür ve uygarlık yönünden il merkezine fazla bağımlı kalmadan büyük gelişme göstermiştir

Psidia Antiokheia

Antiokheia, Akdeniz, Ege ve iç Anadolu bölgelerinin kesiştiği Göller Yöresi'nde, İsparta iline bağlı Yalvaç ilçesinin yaklaşık 1 km. kuzeydoğusunda bulunmaktadır. En yüksek noktasında 1176 m. yüksekliğe ulaşan bir tepenin üzerine kurulu olan kentin kuzeyinde, güneybatı yönünde Gelendost ilçesini geçerek Eğirdir Gölü'ne ulaşan Anthius nehri akmaktadır. Kentin kurulu olduğu arazi doğuda Sultan Dağları, kuzeyde Karakuş Dağı, güneydoğuda Kızıl Dağ, güneybatıda Kirişli Dağ ve Eğirdir Gölü'nün kuzey sahiliyle çevrilidir.

Harita üzerinde Akdeniz'e yakınlığından dolayı Akdeniz iklim özellikleri göstermesi beklenirken, Toroslar'ın yükseltisi, ılıman iklimin iç bölgelere ulaşımını engellediğinden, bölgede Ege Bölgesi'nin iç kesimlerinin ve İç Anadolu'nun step ikliminin özellikleri görülür. İklimin etkisiyle, yörede ormanlık arazi yoktur ve sulak alanlarda kültüre edilmiş bitkiler dışında, arazide maki toplulukları görülmektedir.

Bölgeye hayat veren Sultan Dağları, yıllık ortalama zirvede 1000, yamaçlar da 500 milimetrelik yağış rejimiyle, kış boyunca aldığı kar ve yağmur yağışlarını nehirlere dönüştürerek platoyu beslemektedir. Antiokheia, diğer yamaç kentleri Neapolis, Laodiceia Katakekaumene ve Philomelium gibi Sultan Dağlan'nın bu bereketinden yararlanmıştır.

Bu coğrafya içinde Antiokheia, surlarla çevrili olan alanda 46 hektarlık bir arazi üzerinde kuruludur. Yerleşmenin teritoriumu (egemenlik alanı), güney doğudaki tepe üzerinde kurulu olan Men Askaenos kutsal alanındaki Men Tapınağı'ndan izlenebilmektedir. Kentin antik çağdaki teritoriumu yaklaşık olarak 800 kilometrekare olarak hesaplanmıştır.

1950 nüfus sayımı sonuçlarında, bölgede 40 köy bulunduğu ve yaklaşık 50.000 kişinin yaşadığı tespit edilmiştir. Roma çağında popülasyonun bundan biraz daha fazla olduğu düşünülebilir.

Yörenin sürekli sulanabilen verimli toprakları meyve yetiştiriciliği ve hay vancılığa uygun olup, olasılıkla Roma çağında İtalya'nın fakir bölgelerinden gelip yerleşen veteranlar (emekli lejyon askerleri) için de tarımsal faaliyetler bölge ekonomisinin itici gücünü oluşturmuştur.

Modern Yalvaç kasabası ise, merkezde 35.000, toplamda 100.000 kişilik nüfusla, yaklaşık 1400 kilometrekarelik alanda İsparta ilinin en büyük ilçesidir. Antiokheia ve Yalvaç karayoluyla Antalya'ya 230, Konya'ya 180, İsparta'ya 105, Akşehir'e 50 kilometre uzaklıktadırlar. Kentin batıda ovaya bakan ve olasılıkla antik yolların birleşerek ulaştığı yönden ana girişi sağlayan ve iki yanından kent suruyla birlesen kapı, Anadolu'daki anıtsal girişlerin yaklaşık % 40'i gibi üç girişli, kemerli bir zafer takıdır Augustus Kutsal Alanı'na geçisi sağlayan Propylon'a benzer mimari ve plastik anlayışıyla inşa edilen kapı, Michigan Üniversitesi'nin 1920'lerde yaptığı kazılarda ilk kez ortaya çıkmıştır.

Bugün kapının temel seviyesinde görülen ayakları yanında sıralanmış olan parçaları, toplam yapının % 65'ini oluşturmaktadır.

ve onarım projesi hazırlıkları sürmektedir.D. M. Robinson başkanlığındaki ekipte bulunan mimar Woodbridge ve ardılı araştırmacılar, kapının kazısı sırasında bulunan bronz harflerin monte edildiği arsitrav üzerindeki delikler yardımıyla iç ve diş yüzdeki yazıtları çözümlemeyi başarmışlardır:

Stil ve isçilikte görülen farklar yapının I.S. II. y.y. baslarına tarihlenmesine ve II y.y. sonlarında değişikliklere uğradığının anlaşılmasına yardımcı olsa da, yapının Hadrian için I.S. 120'den sonra yapıldığı, 200'lere doğru kazanilan bir zafer anısına zafer takına dönüştüğü ve Caius Iulius Asper Pansinianus tarafından yenilendiği sonuçlarına stil kritiği yanında bu ilginç yazıtlar yardımıyla ulaşılmıştır.

Kapının orta giriş aksında, yaklaşık 7 m. uzaklıkta yarim daire seklinde ve yarıçapı 1.05 m. olan bir çeşme havuzu kalıntısı bulunmuştur.

Yaklaşık 2 m. genişliğinde ve 0.80 m. yüksekliğinde bir kanalın sonunda küçük bir şelale gibi durmakta olan bu su yapısı, kapıyı geçince girilen geniş avlu ortasında bulunmaktadır.Olasılıkla sıcak yaz günlerinde uzaktan gelen yabancılara ve yolculara hoş bir sürpriz yapmak için inşa edilmiştir olup,bağlı olduğu yapı veya su iletim sistemi kazılar sürdükçe anlaşılacaktır.

Antiocheia in Psidia'nın en etkileyici, en anıtsal yapı kompleksine, Propylon'un merdivenleri çıkıldıktan sonra ulaşılır. Kentin en yüksek noktasında kayaların azimle oyulmasıyla elde edilen düzlükte kurulu olan tapınak, Roma özelliği özenli cephe mimarisiyle ziyaretçiyi ilk anda hayrete düşürecek bir zenginliğe sahip olarak inşa edilmiştir.

Üst yapı lotus-pal met bezekli simanın çevrelediği, ortasında bir epifanı (Tanrının insanlara görünmesi) penceresi bulunan alınlık ve en üstte köse ve orta akroterlerle sonlanmaktadır. Cella duvarının üst bölümünde çepeçevre dolanan bir akanthus friziyle, yapının ornamental zenginliği tamamlanmıştır.

Tapınağın frizlerinin önemli bir bölümü kutsal alan ve Yalvaç Müzesi'nde korunmuştur fakat sütunlardan sadece birkaç parça kalabilmiştir.

Cephesinden, Propylon'da olduğu gibi 12 basamakla çıkılan tapınak 4 sütunlu bir prostylostur. Thorus ve trokhilostan oluşan Anadolu tipli kaidelere oturmuş 8.72 m. yüksekliğindeki yivli ve tamburlu sütunların üzerindeki Roma özellikli Korinth baslıklar, üç fascıalı arsitrav sırasını taşımaktadır. Arsitrav üzerindeki frizde boğa basları (bukranion) ve girlandlar islenmiştir. Antiochia'da 1913 yılında Ramsay tarafından başlatılan kazılarda ilk açılan alanlardan biri olan Augustus Tapınağı'ndan sorumlu heyet üyesi Callander, kazısına baslar başlamaz defterine "Augusteum" notunu yazmıştır.

Kutsal alan içindeki tapınağın yapımına olasılıkla imparatorun sağlığında başlanmış, ölümünden sonra da adına adanmıştır. Görünen yapı, girişini sağlayan Propylon'la çağdaştır ancak kayalığın daha erken dönemlerde başka bir kült için yapılmış olabileceğine dair boğa basları gibi izler de bulunmaktadır.

Tapınağın bulunduğu kutsal alan ana kayada düzleştirilirken, merkez aksta bulunan tapınağın podyumu için 2.5 m. yüksekliğinde, 14x28 m. boyutlarında ana kaya bloğu bırakılmıştır.Podyumun içi de, kült odası için oyulmuştur.

Yaklaşık 100x85 m. ölçülerindeki kutsal alanda, tapınağın arka kısmında yarim daire seklinde bir portiko (sütunlu galeri) bulunmaktadır. Portikonun sonlandığı köselerde de, kuzey ve güney kenarlarda uzanan stoalar başlamaktadır.

Kutsal alanı çevreleyen sütunlu portiko ve stoalar organik olarak birbirine bağlıdır ve kayaya oyularak kazanilan alanda,eksik bölümler yerel malzemeyle tamamlanarak inşa edilmişlerdir. Dorik Stoalar tek katlidir,yarim daire portiko ise, alt katta kaidesiz Dor, üst katta ise daha narin Ion düzenli iki kat sütun sırasından oluşmaktadır.Yapıyı çevreleyen bu koridorun rekonstrüksiyon denemelerinde ,150 civarında sütun kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kayanın, kesildikten sonra bugün göremediğimiz çok sert bir sıva ile (stuko) kaplanmış olduğu 1924 kazısı kayıtlarından anlaşılmaktadır. Duvarlarda görülen düzenli dörtgen delikler,ikinci kati taşıyan ahşap hatılların geçme yerleridir. Düzensiz olan daha küçük delikler ise, yapım aşamasında iskelelerin kurulduğu ve daha sonra sıvayla kapatılan delikler olmalıdır.

Nympheum ve Su Kemerleri

Augustus Tapınağı'ndan Cardo'ya geri dönülerek, kentin kuzeyine ilerlendiğinde, Cardo'nun başlangıcındaki Nympheum'a (çeşme binası) ulaşılır. Geniş bir "U" seklinde planlanmış yapı, su kemerlerinden aktarılan suyu depolayıp düzenleyerek kentin önemli bir bölümüne dağıtmak için yapılmıştır. Yapı, 27x3 m. boyutlarında, suyu toplayan bir rezervuar, 9 m. yüksekliğinde süslü bir cephe ve önündeki 27x7 m. boyutlarında , 1.5 m. derinliğindeki havuz kısımlarından oluşmaktadır.

Hemen arkasında da,yaklaşık 11 km. uzaktan, Sultan Dağları'ndaki "Suçikti" kaynağından aldığı suyu kente getiren su iletim sisteminin, sifon bölümünü oluşturan 800 metrelik su kemerlerinin günümüze ulaşabilen kalıntıları izlenmektedir. Yalvaç kasabası da, su ihtiyacını bugün ayni kaynaktan sağlamaktadır.

Nymheum'da yapılan kazılarda ancak temel kalıntılarının kaldığı anlaşılmış olup, süslü cephe mimarisinden kalan birkaç mermer parçası, olasılıkla benzerleri gibi sütunlar ve heykellerle süslü olan cephe hakkında fikir vermemektedir ve bugüne dek yapıyla ilgili isim veya tarih verecek herhangi bir yazıt da bulunamamıştır.

İmparatorluk döneminin planlı kentçilik anlayışıyla, kemer mimarisinin gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan ve Anadolu'nun hemen her antik kentinde gördüğümüz su iletim kısminin belkemiği olan kemerlerin en güzel örneklerinden biri Antiocheia'dadır.

Özellikle Pax Romana (Augustus'la başlayan iki yüzyıllık barış ve refah süreci-Roma Barısı) ile başlayan hızlı kentleşme ve nüfus artısının getirdiği gereksinimi karşılayabilmek üzere, düzenli olarak kentlere su getirmenin en pratik yolu olarak kemerli sistemler inşa edilmiş, suyun basıncını karşılamak için oldukça sağlam inşa edilen kemerler günümüze dek ayakta kalabilmiştir.

Deniz seviyesinden 1465 m. yüksekliğinde olan Suçıktı kaynağından alınan su, bazen açılan kanallarda, bazen tüneller içinde, bazen de tek ya da iki katli kemerler üzerinde, pişmiş toprak ve tas künklerle , yaklaşık 11 km. boyunca arazinin eğimi ve karşılaşılan engeller veya dere yataklarına göre bulunan uygun çözümlerle, 1178 m. yüksekliğindeki Nympheum'un rezervuarına taşınmıştır.

Aradaki 287 metrelik kot farkı mesafeyle oranlandığında % 2.6'lik bir ortalama eğim ortaya çıkmaktadır. Bu eğimde suyun müthiş bir basınç uygulayacağı bilindiğinden, aşamalı olarak yavaşlatılan akış basıncı, sistemin sonundaki su kemerlerinden oluşan sifon bölümüne geldiğinde % 0.2'lik bir eğimle kontrol altına alınmıştır.

Uzun yılların deneyimiyle elde edilen bu kusursuz mühendislik uygulaması sayesinde, günlük ortalama 3000 metreküp su düzenli ve sorunsuz olarak, izleri her yerde görülebilen şebekeyle kente dağıtılmıştır. Çeşme binasının da bu hesaplamaya göre kentin yüksek kısımlarına su iletebilmek için en az 9 m. yüksekliğinde olması gerektiği yapılan hesaplamalar sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Su kemerlerinin 200 metrelik kısmı aralıklı bölümlerle ayakta kalmıştır.Yıkılan ve toprak altında kalan bölümlerin izi de, nympheuma dek izlenebilmektedir. Ayaktaki kemerlerin yükseklikleri 5-7 m. arasında değişmekte olup, harçsız blok örgüyle yapılmış ayaklar, ortalama 4 metrekare taban alanı ve 4 m. yüksekliğe sahiptir. Derinleştirilmiş anathrosysleriyle görünen yüzeyleri kabarık bosajlara kavuşmuş bloklar, yapının görünümündeki sağlamlık ve anıtsallığı arttırmış, kemer uçlarının oturduğu tabanlardaki silmeler de yapının hantallığını gizlemiştir.

Gerek kilit taslarında, gerekse silmelerde süsleme olmayışı, görünümden çok işlevselliğe önem verilmiş olduğunu göstermektedir. İki ayak arası açıklığı arazinin yapısına bağlı olarak 3.80-4.70 m. arasında değişmektedir. Kilit tasları bazen tek, bazen de birkaç tastan oluşmaktadır. Yarim daire seklindeki kalkık kemerlerin isçilikleri farklı olmasına rağmen, yapının tamamında bütünlük gözlenmektedir. Ve onca depreme rağmen yapının önemli bir kısmının ayakta kalması kemer mimarisindeki kusursuzluğa bağlıdır.

Üst yapı tamamen tahrip olmuştur ama, kemerlerin üstünde suyu taşıyan, ortalarında ortalama 25 cm. çapında akaç delikleri bulunan kanalların (specus canalis) izleri yıkıntılar arasındaki parçalarda görülmektedir.

Su kemerleri ve çeşme binası, Antiochia'nın Colonia Caesareia adını alıp, başkent konumuna ulaştığı I. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir.


Augustus Tapınağı

Antiocheia in Psidia'nın en etkileyici, en anıtsal yapı kompleksine, Propylon'un merdivenleri çıkıldıktan sonra ulaşılır. Kentin en yüksek noktasında kayaların azimle oyulmasıyla elde edilen düzlükte kurulu olan tapınak, Roma özelliği özenli cephe mimarisiyle ziyaretçiyi ilk anda hayrete düşürecek bir zenginliğe sahip olarak inşa edilmiştir.

Üst yapı lotus-pal met bezekli simanın çevrelediği, ortasında bir epifanı (Tanrının insanlara görünmesi) penceresi bulunan alınlık ve en üstte köse ve orta akroterlerle sonlanmaktadır. Cella duvarının üst bölümünde çepeçevre dolanan bir akanthus friziyle, yapının ornamental zenginliği tamamlanmıştır.

Tapınağın frizlerinin önemli bir bölümü kutsal alan ve Yalvaç Müzesi'nde korunmuştur fakat sütunlardan sadece birkaç parça kalabilmiştir.

Cephesinden, Propylon'da olduğu gibi 12 basamakla çıkılan tapınak 4 sütunlu bir prostylostur. Thorus ve trokhilostan oluşan Anadolu tipli kaidelere oturmuş 8.72 m. yüksekliğindeki yivli ve tamburlu sütunların üzerindeki Roma özellikli Korinth baslıklar, üç fascıalı arsitrav sırasını taşımaktadır. Arsitrav üzerindeki frizde boğa basları (bukranion) ve girlandlar islenmiştir. Antiochia'da 1913 yılında Ramsay tarafından başlatılan kazılarda ilk açılan alanlardan biri olan Augustus Tapınağı'ndan sorumlu heyet üyesi Callander, kazısına baslar başlamaz defterine "Augusteum" notunu yazmıştır.

Kutsal alan içindeki tapınağın yapımına olasılıkla imparatorun sağlığında başlanmış, ölümünden sonra da adına adanmıştır. Görünen yapı, girişini sağlayan Propylon'la çağdaştır ancak kayalığın daha erken dönemlerde başka bir kült için yapılmış olabileceğine dair boğa basları gibi izler de bulunmaktadır.

Tapınağın bulunduğu kutsal alan ana kayada düzleştirilirken, merkez aksta bulunan tapınağın podyumu için 2.5 m. yüksekliğinde, 14x28 m. boyutlarında ana kaya bloğu bırakılmıştır.Podyumun içi de, kült odası için oyulmuştur.

Yaklaşık 100x85 m. ölçülerindeki kutsal alanda, tapınağın arka kısmında yarim daire seklinde bir portiko (sütunlu galeri) bulunmaktadır. Portikonun sonlandığı köselerde de, kuzey ve güney kenarlarda uzanan stoalar başlamaktadır.

Kutsal alanı çevreleyen sütunlu portiko ve stoalar organik olarak birbirine bağlıdır ve kayaya oyularak kazanilan alanda,eksik bölümler yerel malzemeyle tamamlanarak inşa edilmişlerdir. Dorik Stoalar tek katlidir,yarim daire portiko ise, alt katta kaidesiz Dor, üst katta ise daha narin Ion düzenli iki kat sütun sırasından oluşmaktadır.Yapıyı çevreleyen bu koridorun rekonstrüksiyon denemelerinde ,150 civarında sütun kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kayanın, kesildikten sonra bugün göremediğimiz çok sert bir sıva ile (stuko) kaplanmış olduğu 1924 kazısı kayıtlarından anlaşılmaktadır. Duvarlarda görülen düzenli dörtgen delikler,ikinci kati taşıyan ahşap hatılların geçme yerleridir. Düzensiz olan daha küçük delikler ise, yapım aşamasında iskelelerin kurulduğu ve daha sonra sıvayla kapatılan delikler olmalıdır.

Merkezi Kilise

Decumanus Maximus'tan Cardo Maximus'un başlangıç noktasına gelindikten sonra Tiberius Alanı'na doğru yaklaşık 75 m. ilerlendiğinde, Tiberius Alanı'nın tam karsısında apsisiyle dikkat çeken yapı tomografik konumundan dolayı araştırmacılar tarafından "Merkezi Kilise" olarak adlandırılmıştır. Cardo Maximus'un batısında kalan yapı, Arundell tarafından bir kilise olarak tanımlanmasına rağmen, 1924 yılındaki kazılara dek ilgilenilmemiştir. Kazı direktörü Robinson, 5 Temmuz 1924 günü günlüğüne "transept duvarları temizlendikten sonra, kilisenin Latin haçı seklindeki planını almayı basardık" yazmış, Woodbridge de o günkü verilerle kilisenin basit bir planını çizmiştir. Ancak 1982 yılında Mitchell tarafından yapılan yüzey araştırmasında ve ardından Taslıalan'ın kazılarında, kilisenin düşünüldüğü kadar küçük olmadığı, daha geniş, daha Ortodoks bir plana sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Kilisede yaptığı kazılar sırasında demir bir madalyon üzerinde,bir yüzde Diocletianus dönemi azizlerinden Neon, Nikon ve Heliodorus'un, diğer yüzde Antiochia'lı Bassus'un isimlerini bulan Ramsay, 1927 yılında yayınladığı bir makalesinde, kilisenin apsisinin güneyinde ortaya çıkan daha küçük bir apsisi, Aziz Paulus'un ilk vaazını verdiği sinagog üzerine inşa edilmiş kilise olarak tanımlamıştır Günümüze Aziz Bassus'un adini taşıyarak ve oldukça kötü bir durumda koruna gelerek ulasan kilisenin planı, apsislerinin birbiriyle ilişkisi ve evreleri ancak sürdürülecek kazılarla anlaşılabileceğinden, Ramsay'in önerdiği IV. yüzyıl tarihinin bir yüzyıl daha ileri gidebileceğini düşünebiliriz.

Yalvaçın Kültür Yapısı

Yalvaç sadece kendine bağlı belde ve köyler için değil, yine Isparta İline bağlı olan Şarkikaraağaç ve Gelendost İlçe ve köyleri için de sadece ekonomik ve sosyal açıdan değil, sağlık ve eğitim hizmetleri açısından da bir cazibe merkezidir. Bu yerleşim yerlerinden çok sayıda öğrenci Yalvaç’taki eğitim kurumlarına gelmektedirler.

Yalvaç sahip olduğu çok eski geçmişi ve kültürel özellikleriyle zengin bir turizm potansiyeline sahiptir. Antiocheia in Psidia (Antik Kent) Anadolu’da kurulan antik kentler arasında oynadığı önemli roller ve eşsiz yapılarıyla ayrı bir önem taşımaktadır. Yalvaç’ın kültürel zenginliklerini teşhir eden Yalvaç Müzesi genellikle Roma, Bizans ve Osmanlı devirlerine ait eserlere sahiptir.

Yalvaç’ın kültürel değerleri arasında önemli yerlerden biri de "Yalvaç Hacı Ali Rıza Efendi Halk Kütüphanesi"dir. Kuruluşu 108 yıl öncesine dayanır. Kütüphane 1970 yılından itibaren kendi binasında faaliyete devam etmekte olup, çeşitli konularda 30 bini aşkın eseri ile en önemli kültür hazinelerimiz arasındadır.

Yalvaç'ta ayrıca Yalvaç Evi adı verilen tarihi ve turistik bir mekan yer almaktadır. 2006 yılında bir ikincisi de inşa edilmiştir. Yalvaç Evi geleneksel Yalvaç evleri tarzında döşenmiş olup Yalvaç'ın kültürel değerlerini teşhir etme açısından Antiocheia in Psidia ve Yalvaç Müzesi'nden sonra Yalvaç'taki üçüncü önemli ziyaret alanıdır.

Ticaret yapısı

Yalvaç ilçesi çevresindeki kasaba ve köylerle birlikte büyük bir ticari potansiyel oluşturur. Bu potansiyel , çevredeki ilçelerin katılımıyla daha da genişler.

Pazartesi günleri Yalvaç'ta kurulan pazarın büyüklüğü görenleri mutlaka şaşırtır. Yalvac'ı ziyaret eden pek çok ünlü kişi pazardaki canlılığı görünce şaşkınlıklarını gizlememişlerdir.

Antalya, Aydın, Denizli illeriyle çevre il ve ilçelerden gelen kamyonlar dolusu sebze-meyve güneşin erittiği kar yığınları gibi, akşama kadar satılır pazara kasaba ve köyler yanında Gelendost, Senirkent. Karaağaç gibi ilçelerden de alıcı ve satıcılar gelir.

Dikkate değer bir husus pazaryerinde alışverişin "dua" ile başlamasıdır. Yalvac'ın köy ve kasabalardan gelenlerde,getirdiği taze ve doğal ürünlerine bu pazarda pazarlar kazandıkları para ile çeşitli ihtiyaçlarını karşılarlar. Pazarda satılan mahalli ürünler içinde kaymak, kaymakyağı, yoğurt önemli bir yer tutar.

Yalvaç'ta ticari faaliyet, pazartesi günler dışında da canlıdır.Yalvaç'taki giyim mağazaları, gıda ve şarküteri faaliyeti yürüten mağazalar il düzeyinde olanları aratmaz.

Ayrıca, dericilik ve halıcılık meyvecilik sahalarında da canlı bir ticari faaliyet vardır.

Yalvaç'ta küçük sanayi de gelişmiştir. Oto tamir ve bakımı hususundaki faaliyetler çok ileri düzeydedir. Sanayi sitesinde yapılan ağaç doğramalar da görenlere parmak ısırtır. Ayrıca demir doğrama işleri de ileri düzeyde yürütülen faaliyetler arasındadır.

Corafi Konumu

Yalvaç, Isparta iline bağlı bir ilçedir. Yalvaç Isparta İline bağlı ve Isparta’nın 105 km. kuzeydoğusunda bulunmaktadır. 1415 km2 yüzölçümünü sahip ilçe çok eski bir yerleşim yeridir. Birçok tarihi ve kültürel değerleri barındırmaktadır. Yalvaç kelimesinin lugat Anlamı “peygamber, resul, elçi, yol gösterici” olmakla beraber bu şehre verilmiş olması, buraya Selçuklular devrinde yerleşen Oğuz Türk oymağının “Yalvaçlılar” olmasından kaynaklanmaktadır. Oğuz hanın altı oğlundan (Dağhan) ın birinci kabilesinin adı (Salur) dur; ikinci kabilesi de (Eymir) dir. Bu iki ismi taşıyan mahalleler Yalvaç’ta vardır. Salur kabilesi ise (3) boya ayrılır: 1) İçeri ki Salurlular, 2)Dışarıdaki Salurlular, 3) Horasan Salurları. Bunlar cihan tarihinde mühim roller oynamışlar ve isimlerini son zamanlara kadar muhafaza etmişlerdir. (Salur) boyları da üç kola ayrılmışlardır;

1-Yalvaç 2-Karaman 3-Anaböleği

Bunlarda ufak oymaklara ayrılıyorlar. (Meru) havalisinden cenuba, şarka, şimale küçük gruplar halinde dağılmışlar ve (Meru ve Tekeleri) ile karışmışlardır. Antalya Havalisine verilen (Teke) adı da (Salur) boyundan. Şu hale göre (Yalvaç)lar kuvvetli ve asil bir Türk Boyundandır ve Horasan diyarından Anadolu’ya gelmişlerdir.

1840 yılında İlçe teşkilatı kurulmuş, 1864’de belediye teşkilatı kurulmuştur. Yalvaç’a bağlı 13 belde ve 25 köy bulunmaktadır.

 
   
 
   
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

Sigaraya  Hayir



IP adresi

Bilgileriniz sistemimize kaydedilmektedir.

|| C ¤ ||ÖZKAN CENGİZ ||C ¤ ||SEVDAMIZ ISPARTA İLİ YALVAÇ İLÇESİ TIRTAR KÖYÜ ||C ¤ || http://www.tirtar.tr.gg || C ¤ || Ziyaret ETTİGİNİZ İÇİN TEŞEKÜREDERİM. || C ¤ ||

||C ¤||Aşağı TIRTAR KÖYÜ VE Yukarı TIRTAR KÖYÜ WEB SİTESİ SAYGILAR VE SEVGİLER TÜM HEMŞERİLERİME ||C ¤ ||